Hikayemizin başlangıcı ve devamı da var!..
Tuzak vadisinin her karekteri bir kişi tarafından oluşturulmuştur.Sayfamda sadece kendi karekterimi yayınlamaktayım.
Öykünün bütünü http://www.varolmayandiyar.blogspot.com/ da yer almaktadır.
Hikayenin devamı tasarlanmaktadır.
Sibel
Buzul Prensesi Mia...2009 www.NurSibelKocaerkek.blogcu.com. Her
Havada her zamankinden farklı bir ışık huzmesi ve buzul dağlarının ötesinde onun Tuzak Vadisi olarak adlandırdığı vadide farklı bir şeyler olduğunu hissediyordu Buzul Prensesi Mia.
Bu ses sanki çığ düşmesi gibiydi…Gözlerini kapattı ve derin bir nefes çekti içine, havada farkı bir koku vardı.Hissedebiliyordu, buralar onun krallığıydı ondan daha iyi de kimse bilemezdi.
Uzun zamandır hatta doğduğundan beri buralara yabancılar uğramamıştı, şimdi neden yolları buraya düşsündü ki?Yoksa onun varlığından haberdar mı olmuşlardı?Korkuyordu ama o bir savaşçıydı ve er geç bir gün onu yalnızlığa mahkum edenlerden bunun hesabını soracaktı ama daha değil…içinden bir ses yıllardır’’ daha değil’’ diyordu.’’Acaba şimdi mi’’ diye geçirdi içinden.
Bazı insan üstü özellikleri olduğunu fark ediyordu zaman zaman ama belkide böyle düşünmesine sebep yaşlı Bertinyandı.
Güçlerinin bazılarını kullanmaya başlamıştı ama neler yapabileceğini sınırlarının ne olduğunu henüz bilmiyordu. Ondan başka kimse yoktu ki farklılıklarını kıyaslayabilsin. Nihayetinde o da bir insandı!
Onun yaşaması ve soyunun devam etmesi için yaşlı Bertinyan hayatı ile ilgili konularda pek konuşmuyor krallıktan ve sırlardan hiç bahsetmiyordu. Bertinyan hep ’’zamanı gelince Prensesim’’ diyordu…
Karların buzullara dönüştüğü bu soğuk bölgede doğmuştu daha o çocukken halkı ve Krallığı saldırıya uğramış nefes alabilen tüm canlılar korkunç bir ırk tarafından yok edilmişti. Ve o ailesi tarafından güvenli bir yere götürülmek üzereyken saldırıya uğramışlar Mia ortalıkta bir çift üstün özellikli kızak köpeğine yüklenmiş sepetiyle ve sepetin arkasında gözleri bağlı bir kutuda ona eşlik eden eşsiz Buz Pençe ile sanki kaderini yaşıyordu. Ufacık ve çaresiz gözleriyle izlediği vahşeti şimdi anca bitmeyen kabuslarında hatırlayabiliyordu. Eğer kızılkıyametin ortasında kızağı ve köpekleri usulca saklayan Kralın son savaşçısı olan Bertinyan olmasaydı Buzullar Ülkesi hepten sessizliğe gömülecekti.
Tuzak vadisi…Krallığın savaşının başladığı yer oraya bir kez gitmişti ama oradaki varlıkların kokusunu duyuyordu,oraya gitmeliydi.
Mia ‘’sessizce yaklaşabilirim’’diyordu içinden!
‘’En fazla ne olabilir ki ya bir hayvan, ya da belki yolunu kaybetmiş insanlar. Soyumuzu yok eden o cani yaratıklar olamaz!Yüce güç ne olursun orada birileri olsun.’’
Umudunu kaybetmemeye çalışıyordu, içinde bir umut ve heyecan vardı kendini ve geçmişini bulacağına dair yoksa tek başına mı kalmıştı bu kör edici buz diyarında?
Yıllardır Bertinyanın anlattığı her şey bir masalmıydı?
‘’Yooo her şey gerçek ve hatta rüyalarımda’’ Soyundan olmasa da ona benzer birileri olmalıydı! Ona güç veren farklılaştıran bu özelliklerle bezeli başkaları, belki de yapayalnızdı.
Düşüncelerden sersemlemiş bir haldeyken uzakta bir şeyler olduğunu fark etti.
‘’Hayvan olamazlar, daha yakınlaşmalıyım ama ya beni fark ederlerse?’’
Yabancıların niyetlerinin ne olduğu ne için burada oldukları ve ne yapmak istedikleriyle ilgili hiçbir fikri yoktu. Krallığın en değerli hazinesi Bertinyana olduğu kadar ona da emanetti artık Buz Pençeyi yabancıların ele geçirmesini istemezdi. Bazen bir kuşun neden bu kadar değerli olabileceğini de anlayamıyordu ama Bertinyanın anlattıklarına inanmalıydı. En azından ailesinin hatırına . Aslında her şeyin doğru olduğunu seziyordu ama sırlar onu deli ediyordu.
‘’Her şeyi bir anda anlatsa ne olacak sanki? Bertinyan neden benden bir şeyler saklıyor?
Köpekler daha hızlı koşmaya ve hedefe yaklaştıklarını hissedercesine havlamaya başlamışlardı.Mia bunu hiç hesaba katmamıştı.Daha önce köpekler hayvanlar dışında bir şeyle de karşılaşmamıştı! Artık onu kesin fark edeceklerdi.Kalbi o kadar hızlı atmaya başlamıştı ki göğüs kafesi yerinden fırlayacak gibiydi.
‘’Bu sesleri fark etmemeleri imkansız,ya beni bulmaya geldilerse, Bertinyan, Buz Pençe, Sevgili köpeklerim beni affedin!…
Geri dönüşü olmayan bir yolda gibi hissediyordu kendini, kaderinin bir oyunumuydu bu yol yoksa bir tesadüf olabilirmiydi?
Zarif yapılı yabancıyı farketti ilk önce sonra birkaç kişi daha ve yerde yatan paçavralar içindeki biri daha, köpekler havlamayı kesmiş sanki huzursuzlukları kaybolmuştu.
Mia ya ilk kez itaat etmiyorlardı. Kızağı yavaşlatma çabası boşunaydı. Uçarcasına yanlarına geldi yabancıların, önce ince yapılı ayaktaki adamla göz göze geldi. Belli ki kızağın hızı onları rahatsız etmişti. Belki düşmanca bir tavır olarak algılamışlardı.
Son derece zarif bu yabancı onda iyi bir izlenim bırakmıştı ilk anda ona zarar vermeyeceklerini hissetti bir an ve ‘’burada ne yapıyorsunuz?’’diye sordu.
Yabancının gözlerinde yorgun bir bakış ve çaresizlik vardı. Sanki bebekliğindeki o katlediliş anındaymışçasına içi ürperdi birden. İçinden bir ses ona ‘’yardıma ihtiyacımız var’’ diyordu. Bir an duraksadı bir şey mi dediniz? Yabancı hayır dercesine başını salladı.
Sanki gözlerle anlaşıyorlardı. Aralarında gizli bir dil varmışçasına onun ne istediğini anlar gibiydi.
Onların güvenli bir yere gitmek istedikleri her hallerinden belliydi. Hepsi yorgun ve çaresizce birbirlerine bakıyordu, ‘’onları da yanımda götürsem?’’diye iç geçirirken birden daha önce duyduğunu sandığı ama ne olduğunu anlamadığı bir fülüt sesi duyuldu yaşadıkları buz dağlarının tepesinden.
Bu büyülü ses onu yine bebekliğine götürmüştü, korkunç sahneler gözünün önündeydi.
Ama hayalle gerçeği karıştırdığını sandığı bir anda Rüzgar hissetmeye başladı, yüzüne vuran soğuk rüzgar ona bir şeyleri getiriyordu sanki. Gelen ne ise kalbinin derinliklerinde korkusu kayboluyordu. Vadiden önce gölgesini fark ettiği sonra bütün ihtişamı ile ona doğru süzülen dev bir kuştu bu!
Neler oluyor? Yabancılar belli etmemeye çalışsa da onlarda ürpermişti.
Kuşun gücünü içinde hissediyordu. Dev kuş çığlıklarla ona yaklaşırken cesareti ile mantığı savaşıyordu.
’’Benden ne istiyorsun’’
‘’Sana yardıma geldim Prensesim’’
Mia bir kez daha kendi kendisiyle konuşmaya başlamıştı. Beynindeki bu sesler nereden çıkıyordu?
‘’Ama benim yardıma ihtiyacım yok ki’’diye geçirdi içinden
‘’Bertinyan beni yolladı Prensesim’’
Mianın gözleri dolmuştu, bir an şaşkınlıktan ne yapacağını bilemedi, kalbi yine deli gibi çarpıyordu.
Fülüt sesiyle yaklaşan devasa bir buzdan yapılma heykele benzeyne beyaz şahine bakmaktan kendini alamıyordu. Bu kusursuz kuş yoksa onun Buz Pençesimiydi?
Masallar gibi dinlediği her şey gerçekti. O Krallığın hazinesi Buz Pençeydi. İşte beklediği mucize olmuştu!
Birbirlerine kalpten bağlı olduklarını hissetti bir an. Onu hissedebiliyordu, onu duyabiliyordu.
‘’Neden şimdi geldin Buz pençe’’
‘’Sadece başınız dertte olduğunda ve siz çağırdığınızda gelirim Prensesim’’
Mia hayatında hiç bu kadar sevinmemişti. İçi ümitle doldu. Ve yabancıları orada kaderlerine terk etmek istemedi.
‘’Buz Pençe bu yabancıları ve beni eve götürebilir misin?’’
‘’Siz nasıl isterseniz Prensesim’’
Dev duş sakince buzun üzerine indi ve buz beyazı kanatlarını iki yana açtı başını öne eğerek. Sahibini ve yabancıları beklemeye başladı.
Bir an yabancılarla göz göze gelmişti. Korku dolu endişeli bakışlarla ona bakarlarken ‘’Benimle gelin lütfen sizi güvenli bir yere götüreceğim’’ dedi.
Yabancılar bu durumu kabullenmekten başka çareleri olmadığını anlamışlardı. Şu an için en güvenlisi buydu. Mianın ne olduğunu anlayamamışlardı. Bir büyücü mü? Yoksa bir Elf mi?
Mia bile neler olduğunu anlayamamıştı. Önce yerde yatmakta olan arkadaşlarını taşıdı yabancılar Buz Pençenin sırtına ve bu eşsiz kanatlara tutundular.
Mia köpeklerine seslendi.
‘’ Eve dönüyoruz.’’
Kızak bir anda hareketlendi ve köpekler uzaklaşmaya başladı.
‘’Gidelim Buz Pençe!’’
Eşsiz beyaz kuş büyülü bir şekilde onları sarsmadan havalandı. Gittikçe yükseldiler. Mia kendini tutamadı ve ilk kez bu kadar yüksekten gördüğü vadide süzülürlerken izlediği büyülü manzara karşısında ailesinin ona neden Buz Pençeyi miras olarak bıraktığını anladı birden ve buz gibi esen rüzgar karşısında yanaklarından sıcak yaşlar süzülmeye başladı. Tuzak Vadisi ona hiç bu kadar güzel gelmemişti.
Fülüt sesinin geldiği yere doğru süzüldüler…
Bertinyan’ın çaldığı fülüt Buz Pençeye yol göstermişti. Evlerine dönmüşlerdi. Buz Pençe tüm asaletiyle yine kafası önde kanatları iki yana açık bir koruyucu gibi Mia ve yanındakilerin inmesini bekledi. Ve onlar indikten sonra Buz Pençe tekrar gök yüzüne havalandı.
Yolculuk sırasında Kirşen’in dostça bakışları Mia’ya doğru bir şey yaptığını hissettirmişti.
Ama Oira’nın kendini ve bakışlarını saklayan bir yanı vardı sanki.
İlk kez kendini güvende hissettiği sarayına birileri ayak basacaktı ve bu Mia da hem heyecan hemde miğdesine ağrılar girmesine neden olan bir hisse neden oluyordu. Bu kadar kısa bir zaman diliminde ard arda yaşadığı şaşkınlığın sebebiydi bu belkide.
’’Bunları düşünmemeliyim şimdi’’ diyordu içinden ama yıllardır ona babası gibi bakan ve sözünden çıkmadığı Bertinyanın hiç ummadığı bir anda başına açtığı bu durumun iyi olacağına inandırmalıydı onu ve tabi kendini de.
Buz Pençe nasıl olmuştu da devasa bir kuşa dönüşmüştü? Sorulacak o kadar soru ve öğrenilecek o kadar çok şey vardı ki onun için ne soracağını, hangisinden başlayacağını bile bilmiyordu. Kafası karmakarışık olmuştu. O her zaman hislerinden emin olan Prenses değildi artık.
Bertinyanın çatık kaşlarını gördü ilk önce.
’’Prensesim böyle bir şeyi kendinize nasıl yaparsınız hiç anlamıyorum Tuzak Vadisi bize yasaklanalı yıllar oldu!’’
‘’Bertinyan yardıma ihtiyaçları var lütfen bize yardım et!’’
‘’Kim bunlar dost mu düşman mı daha onu bile bilmiyoruz’’
Bertinyan’ın şüpheci sözlerinin doğruluğu su götürmezdi ama Mia konuyu kapatmak için;
’’Sonsuza kadar burada tek başımıza saklanamayız Bertinyan sadece güç toplayana kadar kalacaklar söz’’
Bertinyan uzaktan yaklaşan kızağı fark etti köpekler son hız eve geliyorlardı ve arkalarında bir şey daha!
‘’O yaratıkta nedir Mia?
Oira tıslayan bir sesle’’O Arden benimle merak etmeyin!’’
Mia konuklarına yol göstererek’’Lütfen bu taraftan gelin hava soğumaya başladı ,bir an önce ısınmalısınız.’’
Bertinyanın içine iyice kuşku düşmüştü. Sessiz sakin saray kalabalık hatta çok kalabalıktı. Artık Miayı korumak zorlaşacaktı.’’ Zamanı geldi ‘’dedi içinden.
‘’Prensesim konuklarınızla siz içeri geçin benim biraz işim var köpeklerle ve Buz Pençe ile ilgilenmeliyim daha sonra ben sizin yanınıza gelirim!’’
Buz Pençeye ve köpeklerle gözden kayboldu. Uzaktan fülütünün sesi geliyordu. Bu sefer fülütten çıkan sesler daha değişikti.
Mia Bertinyan’ın bu fülütü daha önce hiç çalmadığını fark etti.
O gece yemekten sonra herkez odalarına çekildi. Konuklar sarayın kuzey cephesindeki odalara yerleştirilmişti Bertinyan tarafından Mia ve Bertinyan ise Güney cephesindeki odalarında Mia uykuya dalmış Bertinyan ise bir süre uyumamaya karar vermişti.
Artık Bertinyan’ın hazırlıkları tamamdı!Bir süre sonra Kızıl bir alev belirdi karşısında onu istiyordu. Mia çok korkmuştu, kurtulmaya çalışıyordu ama bu iblise benzer şey ona tıslayarak ’’Senin kanınla Besleneceğim’’diyordu.
Bertinyan Mia’nın çığlık sesini duydu hemen yanındaki odasından. Koşarak yanına gitti .Loş odada korku dolu gözlerle ona bakan Mia ve odayı aydınlatan yağdanlıktaki titreyen ışıktan başka hiçbir şey yoktu.
‘’Kabus bu korkma Mia’’
‘’Sevgili Bertinyan daha önce de kabus gördüm ama bu çok gerçekti. Gerçek olduğunu sandım!’’
‘’Prensesim konuklarınız iyi niyetli olabilirler size zarar vermeyebilirler ama biz yinede dikkatli olmalıyız.’’
‘’Korkularınız gerçeğe dönüşebilir!’’
Bertinyan beline sardığı kuşaktan bir kitap ve karanlıkta belli olmayan bir şeyler çıkarttı.
‘’Sizin için bazı şeyler getirdim bunları iyi koruyun ve bu kitabı bu gece okuyun sabah olduğunda her şey değişecek ve size artık kimse zarar veremeyecek!
Elini cebine götürdü ve ışıldayan bir meleğe benzeyen bir koyle çıkarttı.
’’Bu annenizindi onu hep korudu artık sizi koruyacak bunlar Krallığın ve ailenizin bilmediğiniz hazineleri.’’
İyi geceler dileyerek sessizce uzaklaştı...
Geceden beri uyuyamamış olan Mia doğan güneşin içini ısıttığını hissediyordu.Kabus dolu uykusuz bir gece ve Bertinya’nın bir anda ona sunduğu bu gerçeklerle kafası öyle karışmıştı ki nereden başlamalı ne yapmalı kestiremiyordu.
Kahvaltıda misafirleri oldukça sessizdi Kirşen dışında, onunla sohbet ediyor ama bir yandan da tuhaf şeyler hissediyordu Oiradan!
Kıskançlık mıydı sadece, yoksa içinde nefret mabedi mi vardı?Kabusun etkisinden kurtulamamıştı.
Tam olarak gelişmemiş sezileri ve öğrenmesi gereken milyonlarca şey varken yerinde duramıyor ama artık kim olduğunu ve nereden geldiğini çok iyi biliyordu.
Kulağında müzik sesleri vardı neşesinden ama kimseye fark ettirmemeliydi, babası gibi sevdiği Bertinya’nın sözünü tutacaktı.
Mia her zaman havanın nasıl olacağını önceden sezerdi ve Bertinyan avlanmaya gitmeden önce mutlaka havayı ona sorardı.
Bu gün de kısa günlerden biri olacaktı.Güneş vadiye vurdukça bulutların üstündeymiş gibi ışıltı ve pırıltı katıyordu Buzul Vadisine.
Her yer ışıltılıydı Mianın içi gibi ama hava bozacaktı o bunu biliyordu.Sohbet ederken bir an içinden geçenleri söyledi Kirşene ‘’Bu gün çok kısa bir gün olacak ve hava kararacak, durum bunu gösteriyor’’.
Kirşen merakla ona nedenini sormuştu ama bunu önceden bilebildiğini ona nasıl anlatabilirdi ki? İçindeki kötü hissinde etkisi vardı bu sözlerde!
Sessizce geçiştirdi çünkü Bertinyan dışında onun kim olduğunu bilmiyorlardı bir süre daha bunu gizlemeliydi, en azından niyetlerini öğrenene kadar.
Bertinyan huzursuzca ortalıkda dolanıyor Mia’nın yanından ayrılmıyordu.
Odası dışında bir gölge gibi peşindeydi. Onu da koruyamazsa her şey boşa gidecekti!
Bir gün yeniden her şey filizlenecek ve kötülük kaybedecekti.İyiliği sonsuza kadar yok ettiğini sananlar için hazırlanmalıydılar.Kader günü yaklaştığında bu sefer çaresizlik kaderleri olmayacaktı ve bertinyan kadar Mia da bunu içinde hissediyordu artık.
Ama aynı zamanda sezgileri Miaya ‘’dikkatli ol’’ diyordu.
Dai’nin dudaklarından dökülen ‘’bulm dije semi t-eel’’cümlesi dikkatini çekmişti. İçindeki sesinde ona aynı şeyi söylediğini fark etti birden.Küçükken babasının konuştuğu ama unuttuğunu sandığı dili hatırladı birden!
’’Dikkatli ol’’…Neden ve kimden?
Dai Kirşene dikkatli olmasını mı söylüyordu? Bu bir gizli mesajmıydı kitapta yazılanlar gibi.
Bertinyan da Elfçe biliyor olmalıydı babasının en yakın savaşçılarından olduğu için acaba o da fark etmişmiydi bu sözü?
Bertinyanla konuşmalıydı soracağı ne çok şey vardı. Ama bir an önce kalabalıktan kurtulmalıydı .Atalarına ait iç içe iki kitabı ayrı ayrı okumalıydı.Farklılığının sembolleri olan bu kitaplar hayatına neler katacaktı o da çok merak ediyordu.
N.Sibel Kocaerkek
Temmuz 2007
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı